BÖYLE Mİ OLMALIYDI...
Her bir yağmur tanesinin toprakla buluşmasında senin kokunu aramaktayım. Radyoda çalan her bir türküyü sana yoruyorum. Bir ütopya değil bu nede bir hayal.. Geziniyorum her gece sokaklarında. Senin gecelerinde uyumak bile güzeldi.. Rüyalarında bile huzur vardı. Şimdi ise kabuslar görmekteyim her gece. Ve sıkıldım bu boğucu şehirde sığamıyorum soğuk beton evlere. Her yanda maske takmış yalancı yüzler, fütursuz sineler. Ne zaman bir düğün görsem yada oyun oynayan sokak arasındaki çocukları sen geliyorsun aklıma. Şimdi çok uzaklardayım.Bilmem ki hangi vakit kavuşurum sana? Hangi mevsim getirir beni sana kestremiyorum. Ya bir dua olarak gelirim sana ya göç eden bir leyleğin kanadında yada sessizce omuzlarda bir tabut bir selayla.. Bu bir özlemin türküsü.. Bu hasretle yoğrulmuş bir gönül mürekkebinin nakışı satırlara. Bu cesaretsizliğin dönüşü korkuya. Bu basiretsizliğin öyküsü. Bu dudaklardan öte geçmeyen bir kalbe hapsolmuş ızdrabın seslenişi. Bu bir memleket hasretinin türküsü.
Kar olup yağsaydım yamaçlarına sonra vursaydı güneş eriseydim. Su olup aksaydım ırmağın olup çağlasaydım. Yada diyorum bir salkım söğüt olsaydım seni karşıdan gören bir tepede.. Sessiz sessiz izlerdim seni. Yada bir dağ olsaydım etrafında salsaydım soğuk rüzgarları. Getirseydim bulutları yağsaydı yağmur evlerin çatılarına, sokaklarına. Yada bir çoban pınarı olsaydım diyorum içseydi koyunların kuzuların çobanların.. Kışın don tutar yazın kurur baharın çağlardım. Yada sen bi han olsaydın ben bir garip yolcu..
Ne işim vardıysa bu gurbet ellerde sanki. Toprağından ekmekmi olmuyor soğanmı yetişmiyordu sanki. Verirdi elbet Rabbim rızkımızı, bir gün aç bir gün tok gezsemde olurdu. Sırtımızıda örterdik elbet bir çulla. Bir gün bayram eder bir hüzün eylerdik. Elhamdulillah der yolumuza devam ederdik.
Bir gün yorulupda emekli olur dönermiyim sana diyorum. Elimde bir bavul beyazlamış saçlarla. Tanırmı beni o çocukluğumun gizemli sokakları. Kaldırım taşların kaldırabilirmi o kadar yılın ağırlığını.. Alırmı onca yılın yorgunluğunu soğuk taşların.. Giderir mi susuzluğumu pınarların..
Acep yerinde duruyormudur yerinde top oynarken kale yaptığımız taşlar. Dallarında göğe, özgürlüğe yükseldiğimiz ceviz ve armut ağaçların.. terimizi alan serin yellerin.. Kana kana içtiğimiz çoban pınarların, iğdelilerin..Kokuyormudur acep iğde çiçeklerin.. Nede zormuş sensizlik ah bir bilsen her aklımıza gelişinde bela okutuyorsun gurbet ellere..
Acep diyorum yine oturuyormudur kaldırımlarda yol kenarlarında ablalar, teyzeler, neneler.. Yanıyormudur hala sobalar, pişiyormudur fırında patatesler, eşkililer ve içli çörekler. Bacalar tütüyormudur hala yanıyormudur kuru tezekler.. yoksa sendemi ayak uydurdun zamana yenik düştün teknolojiye.. Yoksa misket ve söbe çağıltısı yokmu çocukların sokaklarında.. Üzüm taşımıyormu sandıklarla amcalar, kaynıyormudur ocaklarda pekmezler.. geliyormudur kokusu tandır ekmeğinin.. Çocuklar okla giderken dolduruyormudur ceplerine gavurgayı ve kayısı kurusunu..çok özlüyorum seni bu yerlerde.. Dönemem sana artık biliyorum düşmüşüm bir yalan dünyanın peşine.. Malum ekmek kavgası,geçim korkusu..Ama saklıyorum toprağını odamın bir köşesinde ve kokluyorum onunla yetişen çiçekleri..
Diyorum bütün şiirler sana söylenmeli, bütün türküler sana yakılmalıydı.. Senin ateşin düşmeliydi sinelere..Bilmem kaç insan unuttu bırakıp gitti seni.. Daha nice yıllar çekilecek bu hasret.. Ve kaç hayal kurulacak ardından, kaç türkü dinlenilecek senin için.. Ama bir gün döneceğim elbet.. Ya elimde bir bavul beyazlamış saçlarla yada Minarelerde sela omuzlarda tabutla hiç ayrılmamacasına..