Çok Kıymetli Hemşerilerim,
Allah’ın izniyle Umre görevini yerine getirdim. Umrede yaşadıklarımı yine sizlerle paylaşmak istiyorum.
Umre yolculuğuna ilk önce Kayseri’den Ankara’ya otobüs yolculuğuyla başladık. Ankara Esenboğa havalimanında büyük bir sevinçle İlk önce Mekke’ye gideceğimizden ihrama girdik. Bilenler biliyordur ama bilmeyenler için neden Ankara’da ihrama girdiğimizi açıklamak istiyorum. Cenab-ı Allah’ın Mekke çevresinde belirlediği haram bölgesi vardır. Bu bölgeye Hac ve Umre görevini yerine getirmek maksadıyla gidenler İhramsız giremezler. İhrama girmek Haccın ve Umre yapmanın şartlarındandır. Ankara’dan Cidde’ye oradan da karayoluyla Mekke’ye vardık.
Öncelikli olarak Mekke'den başlamak istiyorum: İlk Mekke’ye vardık gözüm hep Kabeyi aradı ama bir türlü göremedim minareleri bile görünmüyordu. Hemen bir an evvel Kabeyi görmek için sabırsızlanıyordum ve umre görevimizi yerine getirmek için nihayet Kabeye gittik. Kabenin yanına varana kadar ne yazık ki Kâbe gerçekten de görünmüyor çünkü etrafını gökdelenler sarmış adeta Kabe öksüz kalmış. Herhalde oraya giden birçok kişi de benim hissettiklerimin benzerlerini hissediyordur. Ama Mescidi Haram’ın içine girince birden bire bambaşka bir dünyada buluyorsunuz kendinizi hep hayallerinizdeki yaşattığınız yer birden karşınıza çıkıyor öyle güzel, öylesine sade ve görkemli ki anlatamam. Orada durup da sadece orayı seyretmek bile bir ömre bedel. Hele Kabeye bakarak namaz kılmanın tadı çok farklı insan ondan sonra namazlarını kılarken çok daha farklı bir tat alıyor diyebilirim, namaz sadece bir görev olmaktan çıkıyor.
Bütün Müslümanlarla beraber tavaf yapmak çok farklı bütün dünya Müslüman olsa ne de güzel olurdu demeden edemiyor insan. İnşallah rabbim herkese iman nasip eder. Gelelim umrenin son görevine safa ile Merve arasında ki say. Artık tabi orada dağ diye bir şey pek kalmamış mermerlerin üzerine say yapıyorsunuz ama olsun yine de çok güzel hele Hz. Hacer annemizin yaşadıklarını düşünürseniz o esnada. Özellikle anne olanlar çok daha fazla etkileneceklerdir. Ve en sonunda tıraş oluyorsunuz ve böylece umre göreviniz bitmiş oluyor. Mekke gerçektende anlatmakla bitmeyecek bir yer zaten gitmek lazım oranın tadı çok başka. Rüya gibiydi sonraki günler hep cemaatle namaz kılmak arzusu içinde olunuyor ve hep Kabenin içinde durmak geliyor insanın içinden. Ama ne yazık ki hiçbir şey anlamadan geçip gidiyor günleriniz ve bir bakıyorsunuz ki günleriniz bitmiş ve veda tavafındasınız galiba en buruk olanı da buydu.
Gelelim Medine'ye: İlk girdiğiniz anda bile hemen hemen her yerden Mescid-i nebevinin minareleri görünüyor çok parlak çok aydınlık. İçi de son derce ferah ve huzur verici tabi keşke içini ziyaret edebilen herkes de bu huzurun ve mutluluğun farkına varabilse. Daha da heyecan vericisi Ravzayı ziyaret. Acaba heyecan verici mi yoksa üzücü mü demeliyim açıkçası bundan çok emin değilim, çünkü oraya giderken insanlar adeta bir hücum havası içinde oluyorlar ve birbirlerini ezmekte bir sakınca görmüyorlar bu da çok üzücü bir ayrıntı tabi. Ama yine de zorlu bir yolculuktan sonra peygamber efendimizin eviyle minberi arasındaki o mis kokulu yerde namaz kılabilmenin tadı çok başka bu günleri gösteren rabbime şükürler olsun.
Medine çevresi gezileri de çok güzeldi özellikle Uhud'da Hz. Hamza efendimizin şehit edildiği yer ve mezarı son derece etkileyiciydi o kadar büyük bir insanın mezarı öyle mütevaziydi ki. İnsan oraları gezerken dinimizin güzelliğini ne zorluklarla kurulduğunu çok daha iyi anlıyor. Ve bizim ne kadarda az mücadele yaptığımızı daha da çok düşünmeye başlıyor. Neyse genel olarak Medine şehir olarak da çok güzel bir yerdi ama doyamadan bitti.
İnşallah Allah gönülden isteyip de gidemeyen herkese nasip eder. Allaha çok şükür ki bana nasip oldu.